BİRLİKTE VAR OLAMAMA HİKAYESİ: PRAKTİKER v IKEA
Bir yanda 1948 yılında küçük bir İsveç kasabasında mobilya satışına başlayan, kendi tanımıyla “Mütevazi kökenlerden uluslararası bir markaya” dönüşen dünya devi IKEA; diğer yanda 1979 yılında Almanya’da 4 mağaza ile faaliyete başlayan, 90’lı yıllara gelindiğinde ise dünyada tanınan ancak günümüzde iflasın eşiğinde olan PRAKTİKER. Kaliteli mobilya, evde kendin yap (DIY) konsepti. IKEA devi karşısında Türkiye’de tutunamayan Praktiker’in sonu neden böyle oldu? Elbette bu aşamaya gelinmesinde sayısızca neden vardır. Ancak bu çalışmamız konunun markasal boyutuyla sınırlı.
IKEA markası ilk kurulduğunda kırmızı-krem renk ağırlıklı logo kullanmaktaydı. Marka logosu yıllar boyu çeşitli kombinasyonlarla denendi. 1982 yılına gelindiğinde ise “lacivert arka plan üzerinde sarı renkli opak oval içinde lacivert IKEA” logosunu kullanmaya başladı¹ ki hala günümüzde kullanılan bu logo markanın en uzun süreli kullandığı, dünyada herkesçe tanınan hale gelen logosu oldu.
Praktiker markası ise kurulduğu 1979 yılından bu yana “lacivert arka plan üzerinde sarı opak köşeleri yuvarlak kutucuk içinde lacivert PRAKTİKER” logosunu kullanıyor. İşin şaşırtıcı kısmı şudur ki sarı lacivert temalı logoyu ilk kullanan Praktiker markası olmasına rağmen günümüzde “lacivert arka plan üzerinde sarı köşeleri yuvarlak oval kutucuk içinde lacivert kelime unsuru” şekli akla ilk olarak IKEA markasını getirmektedir. Kanaatimizce de Praktiker’in ülkemizde IKEA karşısında tutunamamasının başlıca sebeplerinden biri de bu karıştırılma ihtimalinde akılda kalıcığının düşmesinden kaynaklanmaktadır.
Aslında IKEA’nın günümüzde bilinen lacivert-sarı temalı logosu, Praktiker’in markasına benzerlik teşkil ederek ortaya çıkıyor. 1982 yılında henüz IKEA markası siyah beyaz yahut kırmızı beyaz temalı logosunu kullanmaktayken Praktiker çoktan lacivert sarı temalı markasını yaratmış, piyasada da tanınır hale getirmeye başlamıştı. Yani IKEA, Praktiker’in logosuna çok benzer bir logo tasarımı ile piyasada yeni bir imaj çizmiştir. Peki Praktiker bu benzerliğe neden sessiz kaldı?
Bir markanın hak sahibi, daha sonra ortaya çıkan bir markanın kullanıldığını bildiği halde kullanıma beş yıl veya daha uzun bir süre sessiz kalırsa, sonraki marka kötüniyetli olmadıkça önceki marka hakkına dayanarak markanın hükümsüzlüğünü talep edemez. Bu husus Türk Hukukunda 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun 25/6 maddesine dayanmaktadır. İlgili maddenin temeli ise dürüstlük kuralına dayanmaktadır. ‘Temellerini dürüstlük kuralından alan bu yaklaşıma göre; bir kimse hakkını uzun bir dönem boyunca kullanmamış ve karşı tarafta bu hakkın kullanılmayacağı yönünde bir güven yaratmışsa, karşı tarafa verdiği güvene aykırı olarak hakkını öne süremez. Tescilin ya da kullanımın bilinmesine rağmen hakkın ileri sürülmesi için bu kadar beklenilmesi hakkın kötüye kullanımı olarak değerlendirilir. Bu değerlendirmenin sonucu olarak sonraki marka hükümsüz kılınamaz veya kullanım tecavüz teşkil etmez; böylece aynı ya da benzer hizmetlere yönelmiş aynı veya benzer markalar piyasada birlikte var olur. Sessiz kalma yoluyla hak kaybı kurumu her ne kadar yalnızca SMK 25/6 kapsamında pozitif bir dayanak bulsa da tecavüz davalarında da kullanılabilen, önceki marka sahibinin durumu bilmesine -ya da bilmesi gerekmesine- ve müdahale imkânı bulunmasına rağmen sonraki markanın kullanımına sessiz kalması hali için öngörülmüş bir savunma imkanıdır.’ ²
1994 Trade Marks Act (TMA)’nın “Effect of acquiescence” başlıklı 48. Maddesi
“(1)Where the proprietor of an earlier trade mark or other earlier right has acquiesced for a continuous period of five years in the use of a registered trade mark in the United Kingdom, being aware of that use, there shall cease to be any entitlement on the basis of that earlier trade mark or other right—
(a)to apply for a declaration that the registration of the later trade mark is invalid, or
(b)to oppose the use of the later trade mark in relation to the goods or services in relation to which it has been so used, unless the registration of the later trade mark was applied for in bad faith.
(2)Where subsection (1) applies, the proprietor of the later trade mark is not entitled to oppose the use of the earlier trade mark or, as the case may be, the exploitation of the earlier right, notwithstanding that the earlier trade mark or right may no longer be invoked against his later trade mark.” Şeklindeki hükmüyle uzun süreli sessiz kalmanın hak düşürücü etkisinin yalnızca hükümsüzlük davaları için değil tecavüz davaları için de mevcut olduğunu düzenlemektedir.
2017/1001 sayılı AB Marka Tüzüğü’nün 61. [207/2009 sayılı Tüzüğün 54.] maddesi ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifi’nin 9. [2008/95 sayılı Direktif’in 9.] maddesi de marka sahibinin beş yıldan uzun süre boyunca markanın topluluk içerisindeki kullanımından haberdar olmasına karşın kullanıma sessiz kaldığı veya kullanımı kabul ettiği takdirde markanın kullanımına karşı çıkamayacağını düzenlemektedir. Tüm bu düzenlemeler, Avrupa Birliği’ne giriş sürecindeki AB ile mevzuatların uyuşturulma çalışmaları kapsamında Türk Hukukunda da yer edinmiş ve SMK’daki düzenlemeler de doktrinde bu şekilde yorumlanmıştır. SMK’nın 25/6. maddesinin gerekçesinde de bu hususa vurgu yapılmış ve “2015/2424 sayılı Avrupa Birliği Tüzüğüne paralel olarak sessiz kalma nedeniyle hak kaybı hususu” ibaresi kullanılmıştır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise 09.12.2020 Tarihli bir kararında, “hakka konu ticari ad ve işareti iyi niyetli bir şekilde kullanan kişiye karşı dava açma hakkını uzun süre kullanmaması ve ihlallere sessiz kalarak, ticari ad ve işareti koruma hakkını yitirmesi…” şeklinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı kavramını tanımlamıştır. Bununla birlikte Yargıtay kararları ve doktrinde sessiz kalma yoluyla hak kaybı, TMK’nın 2. Maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına bağlanmıştır. Bu hususta verilen 2007 tarihli bir kararda da “Ancak, hareket tarzı itibariyle hakkın ihlaline zımnen müsaade edildiği takdirde, karşı tarafın senelerden beri iyi niyetle kullandığı unvanının iptalinin dava konusu olup olamayacağı Türk Medeni Kanunu’nun 2’nci maddesi, hükmü icabı olarak düşünülüp, değerlendirilmesi gerekir.” ifadeleri kullanılarak iyi niyet kavramı ile dürüstlük kuralına vurguda bulunulmuştur.³
“Hukuka aykırı davranışın önlenmesine veya hukuka aykırı duruma son verilmesine ilişkin talebin kullanılmasını çok geciktiren kimsenin Medeni Kanunun 2’nci maddesinde anlamını bulan dürüstlüğe aykırı davranıp davranmadığı ayrı bir sorundur. Başkasının hakkına iyiniyetle el atan kimse büyük masraflara girişerek yeni malvarlığı değerleri meydana getirmiş olabilir. Aradan çok uzun süre geçtikten sonra açmış olduğu hakkın sınırları dışına çıkılarak yarattığı malvarlığı değerlerinin yok olması veya sökülüp bozulması sonucuna yol açmak hakkaniyete aykırı görülebilirse bu takdirde el atanın gayretiyle elde ettiği bu durumdan istifadeye kalkışmak isteyen hak sahibinin bu hakkı Medeni Kanunun 2’nci maddesine göre himaye görmeyebilir.”⁴
Tüm bunlar bir arada değerlendirildiğinde, IKEA’nın “lacivert-sarı-köşeleri yuvarlak” şeklinde tanınırlık sağlaması, Praktiker markasıyla birlikte var olduğuna işarettir. Praktiker, hak sahibi olduğu şekil ile benzerlik teşkil eden, ortalama tüketicinin karıştırma ihtimali yaşayacağı logoyu IKEA’nın kullanmasına sessiz kalmış böylelikle IKEA’nın yeni imajı Praktiker’in şekil üzerinde hak kaybına uğramasıyla bu markayla birlikte var olmasına neden olmuştur.
Praktiker, tamamen aynı iştigal alanında faaliyet gösteren ve dahi hizmetleri tamamen aynı olan IKEA firmasının kendi logosuna oldukça benzer bir şekil ile imaj değişikliğine gitmesine sessiz kalarak aslında kendi sonunu mu hazırlamıştı? Ortalama tüketici algısı, asgari dikkat düzeyine sahip olarak tanımlanır. Asgari dikkat düzeyine sahip tüketici kitlesi, birbiri ile tamamen aynı faaliyetleri gösteren iki firmanın logolarını birbirine karıştırıp büyüme hızı görece daha düşük olan Praktiker’i ikinci plana atmış olabilir mi? Praktiker IKEA’nın benzer bir imajla büyümesine müsaade etmeseydi piyasada daha güçlü tutunabilecek miydi? Bunların hepsi işin sosyo-ekonomik dinamiklerinden bağımsız bir imaj tartışmasından ibaret olsa da elbette ki bu durumun etkisi azımsanmayacak kadar önemlidir. Netice itibariyle IKEA’nın kendisiyle birlikte var olmasına müsaade eden PRAKTİKER bu durumun aleyhine dönmesini önleyememiş ve IKEA ile piyasada birlikte var olamamış gibi görünüyor.
Tam PDF metin: https://drive.google.com/file/d/1zsbmAt_zlgiZwKCCgmr-zrXVZ4fefujy/view?usp=sharing
1 (kimi kaynaklarda sarı lacivert temalı logonun 1967 yılında kullanılmaya başlandığı belirtilmişse de IKEA resmi sitesi https://ikeamuseum.com/en/explore/the-story-of-ikea/history-of-the-logotype/ nde 1967-1984 yılları arasında siyah beyaz ve kırmızı beyaz kombinasyonların kullanıldığı, günümüzdeki sarı lacivert temalı kombinasyonun ise 1982-1984 yıllarında ortaya çıktığı açıklanmıştır.)
2 T.C. İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı, BUKET GÜN, Yüksek Lisans Tezi, Marka Hukukunda Birlikte Var Olma S.158-159
3 Ayrıca Bkz. Yargıtay 11. HD, T. 10.02.2015, E. 2014/4099, K. 2015/1628, Yargıtay 11. HD, T. 10.12.2014, E. 2014/10121, K. 2014/19381; Yargıtay 11. HD, T. 02.02.2015, E. 2014/15645, K. 2015/1053; Yargıtay 11. HD, T. 09.12.2013, E. 2013/7691, K. 2013/22370; Yargıtay 11. HD, T. 10.01.2013, E. 2011/573, K. 2013/313; Yargıtay 11. HD, T. 18.10.2012, E. 2010/12137, K. 2012/16604; Yargıtay 11. HD, T. 16.06.2012, E. 2010/8788, K. 2012/10516; Yargıtay 11. HD, T. 16.06.2011, E. 2009/7914, K. 2011/7383; Yargıtay 11. HD, T. 02.06.2011, E. 2009/14272, K. 2011/6718; Yargıtay 11. HD, T. 13.04.2010, E. 2008/8718, K. 2010/4163; Yargıtay 11. HD, T. 05.04.2010, E. 2008/8488, K. 2010/3849
4 Sahir Erman, Halid K. Elbir, Erdoğan Tuncer, Türk İçtihatlar Külliyatı, 2 C., İstanbul, Tercüman Kitapçılık, 1970, C. I, s. 189-191